Aphridisias - Aşka ve Güzelliğe Adanan Kent

Aphridisias - Aşka ve Güzelliğe Adanan Kent



Güzelin ve aşkın tanımı insandan insana, şehirden şehire, bölgeden bölgeye, ülkeden ülkeye ve kültürden kültüre değişirken; gün olur, tapınılası bir kavram haline gelir. Herkes kendi inandığı güzelliğe tapmaktadır tapmasına ama öylesine bir tapınmadır ki bu, tüm marifetlerini ortaya koyarak, ona en layık eserleri çıkarmak üzere bir yarıştır sanki. Her yarış gibi, bunun da bir kazananı vardır elbet ve işte o galip, Anadolu'nun bir köşesinde, sessiz ve gururlu bir şekilde yaşamaya devam etmektedir.; güzelliğin ve aşkın somuşlaşmış hali, günümüz insanının gözüne görünür olmak için usulca beklenmektedir. Somuttan soyutlaşmış, aşk olmuştur. Aphtodite'in tarih sayfalarında geçen ne kadar güzel tarafı varsa, sanki hepsi bir bütün olmuş ve Aphrodisias Antik Kenti olmuştur.



Aphrodite, güzellik ve aşk tanrıçası olarak yücelmiş; birileri Zeus'un kızı olduğuna inanmış, diğerleri deniz köpüklerinden meydana geldiğine.



Adına yapılan tapınaklar, onu resmetmeye kalkanlar, taştan betimlemek için çaba harcayanlar arasından sıyrılarak yükselmiş, adına adanan kent. Her yerinden güzellik ve zerafet akan Aphrodisias Antik Kenti, aşkın en değerli halini, güzelliği yücelten halini aktarıyor insanoğluna.

Aphrıdisias



Beyazlar giymiş Aphrodisias, aşkın ve güzelliğin saflığını vurgularcasına ve ardından, yeşile kuşanmış; doğayla, tabiatla bütünlüğünü ortaya koymak istercesine. Bir adam, geri dönüşü olmayan adımını atmış bu kente ve koklanmış tüm yaşanmışlıkları; ayakkabılarına bulaşan ak toz bulutlarından pembe hayaller kurmuş, gerçeğe dönüştürmek üzere. Tüm bunlar olurken, tarih, 1961 yılını göstermekteymiş; yani tüm yaşananlardan 5000 yıl sonrasını.. 1961 yılından, öldüğü 1990 yılına kadar geçen tüm ömrünü, bu kenti ortaya çıkarmaya ve onu bilinir kılmaya adayan Prof. Kenan Erim, o gün kurduğu pembe hayallerin, bugün gerçeğe dönüşmüş halini seyrederek huzur içinde uyumaktadır, yine antik kentin içinde, kendisi için yapılmış olan mezarında. Böylece, Aphrodisias Antik Kenti, sadece Aphrodite'i değil, onun sembolize ettiği güzelliği barındıran bir insanı da bağrına basmıştır.

Aphrıdisias



Aphrodisias Antik Kenti, tıpkı Aphrodite gibi, aşık eder her göreni kendine. Onun büyülü güzelliğine boyun eğmeyecek ve ona aşık olmayacak, bu güzelliği görüp de "Ülkemizin en güzel antik kenti!" demeyecek tek bir kişinin dahiçıkacağını sanmıyorum. Adım attığını her köşede bir başka güzelliği ile sizleri şaşkına çevirecek kadar büyük bir zenginliği içinde barındarıan Anadolu topraklarında Aphrodisias Antik Kenti, gerek tarihsel ve görselniteliklerinin etkisiyle, gerekse ülkemizdeki az bulunur seviyede korunmuş kollanmış haliyle, diğer antik kenterden farklı bir örnek yer almaktadır ülkemizde.



Bir zamanlar Karia Eyaleti'ne başkentlik yaparak hizmette vermiş olan Aphrodisias Antik Kenti, Nazilli'nin 38 km güneyinde, Geyre Köyü yakınlarındaki 520 hektarlık oldukça geniş bir alanı kapsıyor. Adını taşıdığı tanrıçanın ihtişimanı vurgulamak istercesine, buradaki yapılan her biri, ayrı bir görkem ve güzellik saklıyor içinde. Devasa boyutlu kalınıların görkemi altında ezildiğini hissediyor her ziyaretçi.



Kent, güçlendiği ve her geçen gün ihtişamlı yapılarına bir yenisinin eklenmesiyle gitgide güzelleştiği Roma dönemine kadar, farklı isimlerle tarih sahnesinde yerini alıyor. Lelegonpolis, Megapolis ve Ninoi. Roma İmparatorluğu'nun güçlenmesiyle, kent de kalkiniyor ve Aphrodisias adını alıyor.

Aphrıdisias



Böylesi bir kente hayat verebilmek, elbette ki sanatçı bir ruhun varlığını gerekli kılıyordu. Bu sanatçı ruh, Aphrodisias halkının neredeyse bütününde yaygın bir iş koluydu aslında; doğuştan sanatçıydı onlar.



Bu insanlar, kendi kentlerine yaptıkları yapılar ve heykellerin dışında, heykeltıraş okulunu da kurarak, dönemin en ünlü kentlerinden birisi haline gelmesini sağladılar Aphrodisias'ın. Sadece yakın yerlerden değil, ülke sınırlarının dışından da ziyaretçilerin geldiğ, eğitim aldığı ya da siparişler verdiği bir merkezler haline geldi Aphrodisias. MÖ 1. yy'dan, tarihteki önemini yitirmeye başladığı MS 7. yy'a kadar Aphrodisias, bir kültür ve sanat merkezi olma özelliğini de korudu. İşte kapısından girdiğiniz anda sizi karşılayan Aphrodisias Müzesi ve çevresi, o dönemin heykel okulu olarak, tüm değerli sanat eserlerini bünyesinde ve bahçesinde saklamaktadır. Kafanızı çevirdiğiniz her yerde, bambaşka bir sanat eserinin, size o günleri anlattığını hissedersiniz. Kimi, taş duvarlar üzerinden dönemin önemli şahsiyetlerinin yaptığı işleri haykırmakta; kimi, ince detaylarıyla bir olayın ayrınlarını aktarmaktadır. İnce işçilikleri ve inanılmaz detaylarıyla, bu eserlerin her biri bambaşka kapılar aralamaktadır bugünle dün arasında. Sanatla yoğrulmuş bu kentin sanatkarlarının imzası göğe doğru yükselten, kentin en ilgi çekici yapısı ise Aphrodite Tapınağı'na geçiş kapısı olarak karşınıza çıkıverir. Yemyeşil bir vadinin ortasında tek başına yükselmekte olan bu iddalı terapylon, bir gökkuşağı gibi, altından geçenlerin dileklerini gerçekleştirecekmişçesine hayal gibi gelir önce; ardından, yanına yaklaştıkça, altından geçip, binlerce yıl öncesinin kentine adım atacağınızı hissedersiniz. Terapylon'un etkileyici güzelliğinden ayrılabilirseniz, biraz ötesinde yer alan Aphrodite Tapınağı, sizi güzelliğe ve aşka davet edecektir.

Aphrıdisias - Anfi Tiyatro



Beni geniş topraklara yayılmış olan kentin, büyük bir nüfusu barındığındanı, yine kentin içinde yer alan tiyatrosu ve stadyumu ele vermektedir. Bu yapılar, heybetleriyle bir yandan sizi kendilerine doğru çekerken diğer yandan ürkütmektedirler. 30.000 kişilik stadyumi ayrıca, dünyanın en iyi korunmuş antik stadyumu olma özelliğini de taşınmaktadır. Tepesinden aşağıya baktığınız anda günümüz büyük stadyumlarının bile ufacık kaldığını, insanların stadyum içinde birer karıncayı andırdıklarını hissederseniz. Meydan sizi, hamam ve gymnasionun olduğu tarafa doğru yönlendirirken, doğanın coşkusu, tarihi kalıntılarla birlikte bambaşka bir dünyada olduğunuzu anımsatacak; bir hayalden diğerine doğru yol alacaksınız.

Aphrıdisias



Burası, aşkın vatandır ve kalbiniz hiçbir yerde, burada çarptığı kadar mutlulukla çarpmamaktadır. Burası, tarihin hangi döneminde olursa olsun; sanatın, felsefenin, kültürün olduğu yerde, güzelliğin yeşereceğinin kanıtı gibidir. Sanata yapılan yatırımın, yüzlerce yıl sonra bile karşılığının alındığının göstergesidir ve ayrıca hayal kuran bir adam, hayallerinin peşinden koşan bir adamın, gerçeğe dönüşmüş hayallerinin sahnesidr. Aphrodisias Antik Kenti, döneminde onu böylesine güzelleştiren tüm heykeltraşlarına ne kadar borçluysa Rahmetli Prof. Kenan Erim'e de o kadar borçludur. Bizlerse ne dersek, ne yaparsak yapalım, Sayın Erim'e olan borcumuzu ödememiz mümkün görünmemektedir. Onun rüyası, hepimize, geçmiş dönemlerin güzelliklerini gösteren bir antik kent olmuş ve ülkemizin gururla sergileyebileceği yerlerden birini sunmuştur. Ülkemizde, böylesine güzel düşler kuran ve onun peşinden koşarak bu topraklara hak ettiği değeri veren insanların çoğalmasını arzu etmek kalır bize, Sayın Erim'in yaktığı umut ışığını takip ederken.

Aphrıdisias